Köpeğin ne güzel dişleri var!

Hayvan Dostu Bir İnsan

İnsan insanı ne kadar sevebilir?
İnsan hayvanı ne kadar sevebilir?
İnsan bitkiyi ne kadar sevebilir?

İnsan ölü bir hayvanda bile güzelliği görebilen varlıktır. Çünkü insanda irade, akıl, özgür düşünce, nefis gibi sistemler bulunmaktadır. Bu sistemleri insan olumlu yönde de kullanabilir olumsuz yönde de. Hayatında kutlu bir amaç taşıyan her birey, ölü hayvanı leş olarak görmez onda ki güzelliğe odaklanır.

Bu şekilde yazıya girişime sebep konu Peygamber efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) bir olayda bize örnek olmasıdır. Olay şu şekildedir;

Hz. Peygamber ashabıyla beraber yürürken yol kenarında bir köpek ölüsüne denk gelirler. Sahabelerden bazıları manzara karşısında “Bu leş ne kadar da pis kokuyor” demekten kendilerini alamazlar. Bu durum karşısında Allah Rasûlünün tepkisi ise hayli farklı olmuştur. Peygamberimiz : “Köpeğin ne güzel dişleri var!” demiştir.

Hayatımın belli zamanlarında Peygamber efendimizin bu bakış açısını uygulamaya çalıştım. Ancak hayvanları öpmek, onlara sarılmak, onlara dokunmak en önemlisi onları anlamaya çalışmak gibi durumlardan uzak durdum. Hayvanlar ile aramda iletişim köprüleri kurmak için hiç adım atmadım. Birbirimizin alanlarına girmediğimiz sürece onlara artı bir sevgide yansıtmadım. Geçmişe baktığımda bunun sebebi olarak çevremin hayvanlara bakış açısını hiç sorgulamadan kendime örnek davranış olarak aldığımı gördüm.

Çevremde hayvanlara zarar veren biri yok elhamdülillah ama hayvanlara dokunan, onları seven, onları anlamaya çalışan kişi sayısı da çok az. Peygamberimizin ve sahabenin yaşadığı bu olay bende hep cepte duran güzellik olarak bulunuyordu. Onu hayatıma bir türlü uygulayamıyordum.

Ta ki instagram da bir insanı tanıyana kadar. Bu insanın hayvan sevgisi bana hayvanlar ile nasıl doğru iletişim köprüsü kurmam gerektiğini öğretti. En çok etkilendiğim paylaşımı ise gözleri görmeyen bir kedi yavrusu oldu. Onunla öyle bir gönül bağı kurmuştu ki gözlerimden mutluluk yaşları döküldü.

Bu kedi ve insanın kurmuş olduğu gönül bağı, Halkla ilişkiler bölümünü dolu dolu okumuş biri olarak bana insanlarla iletişim köprülerini düşündüğüm kadar artık hayvanlar ile de kurduğum iletişim köprülerini düşünmeme vesile oldu. Artık hayvanlarıda dinler, okur, izler ve anlamaya çalışır oldum.

Bu insanın ismi Merve Gülistan Aydın. Elazığ’lı ve İstanbul’da yaşıyor. Bir çok şehirde danışmanlık yapan Ziraat Mühendisi. Ayrıca Veteriner Teknikeri olan bu kişi Hayvanlar için bakış açımı değiştirdiği gibi bende ki bir kaç sorununda cevabını bulmama vesile oldu. Özellikle şu sözün bende anlam bulmasına vesile oldu:

Kenar-ı Dicle’de Bir Kurt Aşırsa Koyunu, Gelir de Adl-i İlahi Sorar Ömer’den Onu

Bu sözü anlayamıyordum. Kendime sorduğum soru hep şuydu: ” İnsan nasıl olur da kendini bir koyunun ölmesinden sorumlu tutabilir? ”
Allah’a hamd olsun bu sorumun cevabını da instagramda keşfettiğim bu insan cevapladı. O cevabı merak ediyorsan biraz daha sabrederek okumaya devam etmeni rica ederim 😉

24 Ocak 2020 Cuma günü meydana gelen Elazığ depreminden sonra bahsettiğim bu güzel insan kendi ekibi ile birlikte olay yerine intikal ederek, sabahları hayvanlara geceleri de insanlara zor günlerinde yoldaş olmuşlar.

Özellikle beni etkileyen Çevrimtaş köyünde askerlerin yardımı ile göçük altından çıkartılan gebe ineğin tedavisinde görev almak için çırpınmalarıydı. Edindiğim bilgi neticesine eş, dost vesilesi ile Merve Hanımın şahsına gönderilen 9 tıra yakın malzemeyi ihtiyaç sahiplerine ulaştırmışlar.

Instagram’da ki bu paylaşımlarını gördüğümde biran duraksadım ve kendimce dedim ki: “Deprem sadece insana gelmiyor, diğer canlılara da geliyor.” Devlet kurumları, gönüllü sivil toplum kuruluşları, gönüllü bireyler ile depremin açtığı yaraları sadece insanlar için değil tüm canlılar için tedavi etmede adım atmamız gerekiyor. İşte o an anladım/özümsedim bu sözü:
Kenar-ı Dicle’de Bir Kurt Aşırsa Koyunu, Gelir de Adl-i İlahi Sorar Ömer’den Onu
İnsan bir şeyleri düzeltmek için önce kendini sorumlu görmeli sonrada adım atmalıymış meğer.

Bir çok insan gibi bende güzel izler bırakan bu hayvan dostu insanı, sizlere anlatmak istedim. Çok yönlü bir insan olan bu dosttan kendime dersler çıkartmaya çalıştım takip ettiğim sürece. Artık hayvanları başka seviyorum. Buna vesile olduğun için sana minnettarım güzel insan / güzel dost. Bu yazıda sana bir teşekkürdür. Allah senden razı olsun.
Yazımı bu güzel insanın bir paylaşımında yer verdiği Mirza Tazegül’e ait sözlerle noktalamak isterim.

“Yaşamak,
ya tüy kadar hafif yüreğimizden uçurur bizi ya da külçe gibi ağır, yerin dibine geçirir..

Kimi zaman parlak bir yıldızdan dökülen nurlu ışık, göğsü delip yüreklere dökülür yumuşacık.. Kimi zaman da paslı bir zincirle karanlık mağaranın derinliklerinde bağlı bırakır insanı.

Kimse yapmaz bize bunları, içimizdeki bizdir hem düşmanımız, hemde dostumuz, hem zevkimiz, hem acımız, hem gülüşümüz, hem gözyaşımız.”

Mirza Tazegül

Son olarak;
Her yazımızda olduğu gibi bu yazımızda da ‘aşıklar atışması’ yapacağız. Ben bu yazımda hayvanlara aşık bu gönül dostu insana meydan okuyorum ve kendisinin bir blog açarak her tanıştığı hayvanda neler hissettiğini yazı dili ile bu açtığı blogda yazmasını istiyorum. Bunun içinde kendisine meydan okuyorum 😉
(Aşıklar atışması nedir diye soracak olursanız Halk Ozanlarının belirli kurallar çerçevesinde halkın önünde zekalarını kullanarak tatlı bir rekabete tutuşmasıdır.)

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.
İnşallah Hayırlara vesile olur.
Allah’a emanet olunuz, selam ve dua ile…

4 thoughts on “Köpeğin ne güzel dişleri var!”

  1. Bay Mevlana dedi ki:

    Bir gün adamın biri evine giderken bir tanıdığına rastlar ve ona “nasılsın” der. O kişide boş bulunarak istemsizce “5.000 dirhem borcum var” der. Bunu duyan adam karşısındaki adama “burada bekle” diyerek oradan ayrılır ve elindeki bütün kıymetli eşyayı satar. Maddi durumu hiç iyi olmamasına rağmen ihtiyaç olan 5.000 dirhem parayı zorda olsa toparlar. Beklemesini söylediği kişinin yanına giderek elindeki parayı ona uzatır ve oradan hızla ayrılır. O günden sonra kimseye bir daha nasılsın diye soramaz! Buradan aslında hissemize düşen pay kişi kardeşinin derdi ile dertlenmiyorsa orada muhabbet ve sevgi kalmamış demektir. “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız.” Yaratılanı Allah rızası için sevmek ne büyük nimettir. Karşımızdaki illaki insan olmalı yada tanıdık olmalı diye beklememeliyiz. Etrafımızdaki her şeyin bir yaratılış gayesinin olduğunu unutmadan Allah’ın bir emaneti olduğunu akıldan çıkarmadan yaşarsak neden etrafımızdaki her şeyi sevmemiz gerektiğini kolaylıkla anlarız. Unutmayın hepimiz dünya denen alemde gurbetteyiz ve bu ortamda birbirimize emanetiz. Görmez misiniz aynı ağaç suretinden farklı renkleri meyvelere veren ve onlardan bambaşka lezzetleri içlerine gizleyen Rabbinin gücünü. Bir tahta parçası ile topraktan aynı mineralleri almasına rağmen farklı güzellikleri yarattıklarına ikram ettiğini. Hala düşünmez misiniz? Biz yaratılanı Yaratandan ötürü severiz hem de canlı ya da cansız olduğuna bakmadan severiz. Bu sana olan atışmanın bir parçası olsun cansız olanında bir nimet olduğunu hatırlatarak…

    1. Murat Güngör dedi ki:

      Yaratılanı Yaratandan ötürü severiz diyerek aşıklar atışmamıza gösterdiğiniz ilgiden dolayı minnettarız.
      Eyvallah sevgili dost…

  2. Esra öztürk dedi ki:

    Çünkü o benim canım dostum iyi ki varsın güloooo❤️

    1. Murat Güngör dedi ki:

      ☺️ Umarım bizlerde dostu olabiliriz. Yorum için teşekkürler Esra hanım, saygılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir