Covid19 ve Türkiye’de Halkla İlişkilerin Gelişimi

Hayat eve sığar mottosu ile psikolojimizi rahatlattığımız bu günlerde “Her şerde bir hayır vardır” inancıyla gündemi ilk günden beri bilinçli olarak takip ettiğimde güzel bir  durum gözlemledim.

Bu durumun öncesinde markalar halkla ilişkiler alanına yatırım yapmakta çekinceli davranıyorlardı. Özellikle bir çok firma gereksiz olduğunu düşünmekteydi. Ancak bu süreç bu tür düşünceleri yıkıp geçti. Tüm firmalar bilinçli veya bilinçsiz olarak, hitap ettikleri kitlenin yanında olduğunu hissettirmek için harika bir yarışa girdiler. İnsanlarla duygusal bağ kurmanın ilk tohumlarını bu karantina günlerinde toprağa atmış oldular.

Resmen covid19 Türkiye’de Halkla İlişkilerin gelişiminde dönüm noktası oldu.

Hatta bir çok marka ailemizden biri oldu. Mesela ben her gün E-bebek firmasının aileler için yapmış olduğu canlı yayınlara göz atıyorum. 🙂 (Sizinde aile bireyi olarak hissettiğiniz bir marka var ise bu yazının alt kısmında bulunan yorum alanına yazabilirsiniz. Merakla okuyacağım.)

Bu süreçte gördüğüm farklı güzel bir detay ise markalar rakiplerini bir süre rakip olarak görmemeyi tercih ettiler. Çünkü hepimiz aynı gemideyiz. Kriz anlarında dayanışma bağı kurma bilinci kazanıldı.

Bir çok marka yaşlılar için sosyal sorumluluk projelerini devreye aldılar. Çağımızın ne yazık ki en sancılı olduğu konuydu yaşlılara değer vermemek. Ancak bu süreçte markalar ile büyüklere değer vermenin, önemsemenin  lezzetini yeniden tattık.

Bu zorlu süreçte bir çok meslek gurubu çalışmaya devam ediyor. Ancak virüsle bire bir muhatap olan sağlık çalışanlarımız bugünlerde büyük bir fedakarlık sergiliyorlar. Bunun bilincinde olan markalarda sağlık çalışanlarına bir çok klip ile teşekkürünü paylaştı. Yaptıkları fedakarlığın önemini tüm insanlara anlatmada öncü oldular. Buda farklı bir halkla ilişkiler örneği oldu.

Evde kal, Hayat eve sığar, Evde hayat var cümlelerini anlamlı kılmak için ise Instagram, Youtube, Facebook üzerinden markalar kitlelerinin evde ki yaşam kalitelerini artırmaya yönelik canlı yayınlar yapıyorlar. Spor yaptıranlar, konser verenler, eğitimciler ile mini seminerler yapanlar.

Bu süreçte farklı işler yaparak kendilerini öne çıkaran markalar ve yerel işletmeler akılda kalıcı olacağına inanmaktayım. İşte Türkiye’den bu süreçteki örnekler;

BP Türkiye sosyal sorumluluk kapsamında destek olmak amacıyla İstanbul’da hizmet veren İl Sağlık Müdürlüğü ambulanslarına akaryakıt bağışında bulunma sözü verdi. Bu bağış, nisan ayı boyunca 1 milyon lira değerinde akaryakıt teminini kapsayacak.

Arçelik fabrikasını solunum cihazı üretmek için kullanıma açtı. Ayrıca 170 hastaneye çamaşır ve kurutma makinesi ile fırın, çay, kahve ve tost makineleri yolladı.

Yemeksepeti 1 milyon TL bağışladı.

N11.com sağlık çalışanlarının ihtiyaçları için bakanlığa 1 milyon TL bağışladı.

Sahibinden.com Devlet Üniversitelerine 2 milyon TL bağışladı

Trendyol toplamda 6 milyon TL bağışladı.

Shell & Turcas Sağlık Bakanlığının kullanımı için 6 milyon TL akaryakıt bağışladı.

Koç Holding altında bulunan otellerin kullanımı sağlık çalışanlarına ücretsiz yaptı.

Amazon 3,5 milyon TL bağış yaptı.

Ülker 20 bin aileye gıda ulaştırdır.

Getir 50 bin koli dağıtımı yapacağını açıkladı.

Gittigidiyor 1 milyon TL bağışladı.

Realme ve Oppo 65 Yaş üstü kişilere torunlarıyla ve çocukları ile görüntülü görüşmesi için Whatsapp eğitimi veriyor.

Unilever Türkiye, Sağlık Bakanlığı’na 230 ton Domestos çamaşır suyu bağışında bulundu.

Hayat Kimya (Bingo, Papia, famillia) devlet hastanelerine çeşitli hijyen ve temizlik ürünü desteğinde bulunduğunu açıkladı

Toyota çalışanlarının ve ailelerinin mağdur olmaması için her ay ücretlerini ödeyecek şekilde planlamalarını yaptıklarını, bu süreçte kimseyi işten çıkartmayacaklarını, kimseyi zorunlu izne göndermeyeceklerini veya ücretsiz izin kullanmaya da zorlamayacaklarını belirtti.

Bunun gibi bir çok marka güzel aksiyonlar gösterdiler. Aktardığım bu detayları özetleyecek cümleler kuracak olursam;

Bu süreçten satmaya çalışanlar değil, kitlesiyle bağ kuranlar galip çıkacaktır.
Kriz anlarında durmanın, susmanın markalar için kaybetmek olduğunu anladık.
Herkesin yaptığı gibi değilde farklı bir yönden soruna yaklaşan markaların daha çok insanlar arasında konuşulduğunu bir kez daha özümsedik.
Pazarlama yapmaya devam edenlerin değil, Halkla İlişkiler yapanların olumlu karşılandığı bir süreçte olduğumuzu gördük.

Sizlerde bu süreç ile ilgili düşüncelerinizi yorum kısmından aktarabilirsiniz.

Sağlıcakla kalın 😉